26.06.2010

Çömelen Genel Kurmay


MEHMET NATIK'IN İZLENİMLERİ
Yine rutin bir ifade ile konuya giriş yapacağız...
Malumunuz diyerek...
Evet malumunuz kirli planların parçası olarak tezahür eden ve 11 genç fidanın toprağa düşmesi ile sonlanan sonrasında ise ülkeyi ayağa kaldıran saldırıdan sonra Başbakan ve Genel Kurmay Başkanı bir heyetle Gediktepe'yi ziyaret etti...
Saldırı sonrası çok şey konuşuldu teferruat bila ihtiyaç...
Yeteri kadar şey söylendi ve halen milletin ağzında sakız mesabesinde konu çiğnenmeye devam ediyor...
Yanan ocaklar yandığı ile kaldı...
Hükümet ise vur abalıya misali göstere göstere bir darbe daha aldı...
Herkes payına düşeni aldı...
Avuçlarını zevkten dört köşe olmuş vaziyette oğuşturanlar ise bundan sonraki attıkları ve atacakları adımların hesabını yapıyorlar...
Bir çok alanda ciddi mesafeler kat eden ülkemizde yaşanan son gelişmelerle yer yerinden oynarken Ergenekon şakşakçısı bir takım mihraklar, bir kısım medya ve bazı siyaset erbabı tarafından olaylarını ele alınış biçimi ve değerlendirilme şekli algıdaki sığlığı ve basitliği de gözler önüne sermekten geri kalmıyor...
Çok fazla bir şey söylemeye gerek yok...
Sadece ve sadece çömelme meselesi ile ilgili bir kaşık suda fırtına koparanlara bakın kafi...
Ve hedeflerine...
Aynı kare içerisinde Genel Kurmay Başkanı ve askeri erkan da çömelme vaziyeti almışken Sivil iradenin temsilcisi ve sınır bölgesinde bir mevziyi ilk defa ziyaret eden bir başbakanı hedef almak ve vurun abalıya misali dört koldan saldırıya geçmek sinsi bir yapılanmanın en iyi örneğidir...
Çömelen Genel Kurmay Başkanını ve askeri heyeti görmezden gelip de Başbakanı diline dolayanlar seçimle iş başına gelmiş bir Başbakanı ve icraatlarını hedef tahtasına koyarken koskoca bir ülkeyi diz üstü çökertiyorlar...
Başbakanının "Hangi güçler adına taşeronluk yaptığı yakından bilinen terör örgütü" sözü üzerine "arkasındaki güç kim?" açıkla diye feryadı figan edenlerden bir kısmı aynaya baksınlar...
Herkes neden gözünü hemen ülke dışına çeviriyor???
Küresel dünyada böyle bir örgüt bütün güç merkezlerinin iştahını kabartır ve kullanmak için sıraya girer...
Bu coğrafyada at oynatan herkesin de ilgi odağı olacağı kaçınılmazdır...
Her güç odağı kıyısından köşesinden kontrol altına almak ister, alır ve kullanabildiği kadar da kullanır...
Asıl mesele içeride ki güç odaklarının onlarla aynı karede görünmesi meselesidir...
Dayısıyla arkasındaki gücü sorgulayanlar gözlerini bir de çevirip içeri baksınlar...
Kimin değirmenine su taşıyor diye???
Taşeron nitelemesi yapılan örgütün oluşturduğu infial neticesinde mevzi ziyaretinde bulunan başbakanın çömelen görüntüsü etrafındaki askeri erkandan bağımsız olarak ülkenin gündemine oturtulup tartışılıyorsa burada başka bir şey var demektir...
Sıkıyorsa Çömelen Genel Kurmay Başkanı ve Silahlı Kuvvetler personelini de dilinize dolayın...
Ucuz siyaset yapmayın...
Siperlerin arkasında çömelen başbakan istemeyenler neyi istediklerini de söylesinler...
Sizi gidi Ergenekoncuların değirmenine su taşıyanlar sizi!!!

22.06.2010

Elinizden geleni ardınıza komayın...

Devlet-i Aliye Osmanlı'dan bakiye toprakların küçük bir bölümünde Kurulan bir devlet...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti...
Kurulduğu günden beri doğru dürüst gün yüzü görmemiş bir halk...
Benim yaşımdaki insanların yaşlılardan dinlediği yokluk hikayeleri ağıt olup dünyayı yakar kaleme alınsa...
Kaldı ki çocukluğumuz ve gençliğimiz bu yoklukların ve çilenin bir kısmını gördü...
Bu halk el'an gün yüzü görmesin diye dört koldan muhasara ediliyor...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Bu ayağı çarıklı erkan-ı harb yukarısından aşağısına kendine her türlü oyunu oynayan ve oyunun içine sokanlara rağmen doğru olanı aramaya devam edecek ve bu sıkıntılı süreci de atlatacaktır...
Bugün yaşadıkları ilk değildir...
Daha beterlerine muttali olmuşlar, daha büyüklerine düçar kılınmışlardır...
Nesilden nesile yapanların yanına yaptıkları kar kalmamış ve kalmayacaktır...
Uğraş didin ülkenin çivisini çıkardılar...
Bu ateş sadece ülkeyi değil çiviyi çıkaranları da yakar böyle devam ederse...
Koca koca kurumlara itibarlarını kaybettirenlerin cirit attığı bir ülke olduk...
Azıcık elini taşın altına koyanlara da vurun abalıya söyletmen diye saldırıyorlar elbirliği ile...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Darbe planları yapanlar sosyal statüleri gereği sahip oldukları makamları gereği böyle planları yapıyorlar...
Sonrasında ise bir hakim çıkıyor onları sosyal statüleri gereği, ortada fiili bir durum yok diye tahliye ediyor...
Tahliye olan darbecilikten yargılanan emekli general ben darbeci değil devrimciyim diyerek ve adeta meydan okuyarak ve tehdit etmeyi de ihmal etmeyerek arabasına binip gidiyor...
Kimsede sesini çıkarmıyor...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Muhalefeti de bir garip oldu bu ülkenin...
Ayrı telden çalmalarına rağmen tam bir ahenkle hareket ediyorlar...
Farklı sözleri aynı beste ile söylüyorlar...
Bir şey üretmek gibi bir dertleri yok...
Akan kanı görünce banyo yapmak için hep beraber içine dalıyorlar...
Kanın rengi onlarda tam bir cezbe hali oluşturuyor...
Savaş tamtamları çalıyor, savaş çığlıkları atıyorlar...
Dün ip atanlar bugün kan kan intikam diye bağırıyorlar...
Gayrı ahlaki görüntülerle bir önce ki genel başkanlarını alaşağı edenler ortalıkta rahatça gezinip kendi bel altlarına bakmadan dürüstlük edebiyatı yaparak başkalarının bel altına vurmaya çalışıyorlar... Vuruyorlar...
Ahlakın kavram olarak anlamını değiştirmeye kalkışıyorlar...
Ortalığı saran yanlış kararlara ya alkış tutuyor ya da sessiz kalıyorlar...
Kimileri de dağlardan gencecik fidanların ölüm haberleri geldikçe o fidanları ölüme ve öldürmeye gönderenlerin sözcülüğünü yapma becerisini bile gösteremeyerek, kendilerine ezberletilen rolü sırça köşklerden oynamaya devam ediyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Medya dünyası... Bir kısım medyayı tenzih ederiz...
Her şey ters gitsin diye amuda bile kalkacak hale gelmiş...
Yangına körükle gidiyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Birileri de kendilerine, renklerine ve etnik kökenlerine bakmadan Beyaz Türk rolü biçmiş onu oynuyorlar...
Adına da İstanbul Dükalığı diyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Çete davasından yargılanan ordu mensupları var...
Çete davasından yargılanan ordu mensupları eli kanlı bir çete ile mücadelenin başını çekiyor...
Hiç bir şey olmamış gibi davranıyorlar...
Çetenin elebaşısı onların kontrolünde ki bir mapushanede tutuluyor...
Çete kan dökmeye devam ediyor...
Ordunun en üst düzey komutanı şehit olan gencecik fidanların akıl almaz bir biçimde tuzağa düşmelerini Çanakkale Destanına benzetiyor...
Konuştukça batağa saplanıyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Yargı dünyasına gelince pervasızlık aldı başını gidiyor...
Günlerce ıslak imza tartışmasına sahne olan vatan sathının Yargıtay Binası alanına düşen kısmında fotokopi ve cd kaydı üzerinden hilkat garibesi bir kararın altına imza atma cüretini gösteriyorlar...
Şimdiki Adalet Bakanını yargıyı siyasallaştırıyor diye istiskal etmeye çalışırken 15 yıl önce bakanlık yapan birisinin ricalarını(!) emir telakki ederek, TSE standartlarının üstüne bir de M harfini ilave ederek nasıl bir hukuk anlayışı içinde olduklarını müseccel hale getiriyorlar...
Yüksek Seçim Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin icraatlarını geride bıraktık artık onları saymıyoruz...
Adalet mülkün temelidir sözü artık mahkeme salonlarının duvarlarındaki bir slogandır...
Adalet bir bakanlığın ve gözü bağlı elinde terazi tutan kızın sadece adıdır...
Oyunu artık açıktan oynuyorlar...
Kapalı kapılar ardına kadar açıldı diyorlar...
Artık suyu saman altından yürütmüyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
İktidar partisini ise hükümet olarak adeta yedi düvele karşı mücadele ediyor hale getirdiler...
Her olumsuzluğun faturası kendilerine kesiliyor...
Ne yapsalar yaranamıyorlar...
İçeriden ve dışarıdan, aba altından her türlü sopalar...
Vurun abalıyanın adresi onlar...
Her şeye rağmen yapılması gerekeni mehter marşı yürüyüşü ile ile de olsa yapıyorlar...
Bazen iktidar bazen muktedir oluyorlar... Ama oluyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Akıl ve izan tutulması yaşatmaya çalışıyorlar...
Ülkenin çivisini çıkarıyorlar...
Elinizden geleni ardınıza komayın...
Nasıl olsa çakacak birisi bulunur...

11.06.2010

Yargının gözbebeği(!) yargıçları rahat bırakın da işlerini yapsınlar!!!

MEHMET NATIK'IN İZLENİMLERİ


Robinson gibi mi yaşamalıydım Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan eski Adalet Bakanı Mehmet Seyfi Oktay, kendisine yönelik linç uygulaması yapıldığını ileri sürerek, “Tedavi edilmez hastalık derecesindeki bir husumetle karşı karşıyayım. Yargısız infaz yapılıyor” dedi.


Oktay yaptığı yazılı açıklamada, hakkındaki soruşturmanın gizli evraklarının “fütursuzca” gazete manşetlerine ve televizyon ekranlarına taşındığını ifade etti. Kendisine karşı yürütülen linç hareketine bakanlığı döneminde de maruz kaldığını belirten Oktay, “Yaşamın doğal akışı içerisinde sürdürülen beşeri ilişkilerin anlam ve mahiyetini değiştirerek, kamuoyunu yönlendirmeye ve yanıltmaya yönelik bir kampanya oluşturulmaktadır. Kimselerle görüşmeden, Robinson gibi mi yaşamalıydım? Bana ulaşan bazı istemleri yedi kişiden oluşan HSYK’nın bir üyesine iletmekle yargı baskı altına mı alınmaktadır? Bir dost insanla, yargının göz bebeği olan bir yargıçla veya başkalarıyla konuşmak, birlikte yemek yemek ne zamandan beri suç oldu? Husumet ve düşmanlık duygularının ve duygulara dayalı olarak gerçekleştirilen saldırıların bir hududu ve ölçüsü olmaz mı?” dedi.


Yukarıda ki sözler bir haber içerisinde sabık Adalet Bakanı Seyfi Oktay'a ait...

HSYK'nın bir üyesine kendisine iletilen bir takım hakim ve savcılarını isimlerini iletmesi ve bunlarla ilgili tavassutta bulunmasının açığa çıkması üzerine kendisini savunurken sarfettiği sözler...

Ne kadar masum değil mi???

Ricacı olmuş bazıları için...

Ayrıca diyor ki 16 yıl önce bakanlık yaptım 10 yıl önce de aktif siyasetten çekildim...

Ama şahsi manevisi bir türlü elini eteğini tavassuttan çekememiş...

Sayın Bakanım olmaya devam etmiş...

Ağlama duvarı gibi ziyaretçisi hiç eksik olmamış...

Madem her şeyden elinizi eteğinizi çektiniz(!)....

O zaman insan demez mi??? Ben unumu eledim eleğimi astım, artık ben geçmişte kaldım!!!

Benim kapımı böyle şeyler için çalmayın...

Herkes hakkı ile geleceği yere gelsin diye???

Ricacı olmaya ve ekip işine devam...

Demek ki kendisinden sonra nice Adalet Bakanları gelmesine rağmen Bakanlık yapmaya devam etmiş...

Kim inanır ki "Yargısız infaz" çırpınışlarına???

Bana gelen istemleri HSYK'nın bir üyesine ilettim diyor...

Bu istemler neden sokaktaki vatandaşa gelmez ki???

Neden sıradan insanların istem için kapıları aşındırılmaz???

Demek ki herkes herkesi etkileyemez...

Siz ne derseniz deyin...

Eski bir siyasi olsanız da siyasi kimliğiniz olmasa sizin kapınız çalınır mı???

Sade vatandaş gibi davrandığınızı mı söylemeye çalışıyorsunuz???

Sizin ki yargı üzerinde vesayet olmuyor mu şimdi???

Yargıyı siyasallaştırmak olmuyor mu???

Ne kadar masum bir savunma!!!

Herkesler de inandı...

Piru pak bir durum!!!

Kimse size Robinson gibi ol demiyor ama nüfuzunu kullanarak yargıya müdahale etmenizi de istemiyor...

Nüfuzunuzu kullandığınız için bugün soruşturma kapsamındasınız Sayın Sabık Bakan...

Bunu unutmayın...

Yoksa 76 yaşına gelmiş bir insan neden durup dururken gözaltına alınır???

Üstelik gözaltı gerçekleşmeden önce evinden her yere giden bir insan gözaltı sonrası hastane odalarını hemen mesken tutar mı???

Bakın sağlığınız da bozuluverdi???

Yazık değil mi size???

Yargının gözbebeği(!) yargıçları rahat bırakın da işlerini yapsınlar!!!


9.06.2010

Yargının Yüksek Yargı ile İmtihanı

MEHMET NATIK'IN İZLENİMLERİ

Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliği ile ilgili TBMM kararını Devlet Partisi(!) CHP'nin başvurusu ile gündemine alması ve referanduma gideceği için henüz inceleme yapamayacağı aleni olarak belli olmasına rağmen şekil yönünden incelemek üzere karar alması tam bir garabet örneği olarak karşımıza çıkıverdi...

Şekil yönünden(!) inceleyeceklermiş...
Gündeme almakla tam bir usul hatası yapmaları yetmiyormuş gibi şekil yönünden incelemeye karar vermişler...

Geçmiş uygulamalarında normal prosedür çerçevesinde gelen ve şekil yönünden ele alarak esasa girdikleri tartışmalı kararları hafızalarda canlılığını korurken normal standartların dışına taşarak usulsüz bir başvuruya şekil yönünden inceleme kararı verdikleri bu hususta çıkacak sonucun sağlıklı olacağına kim inanır ki???

Şimdiden şunu kayıt altına alın mahkemenin öyle ya da böyle vereceği karar yok hükmündedir...

Her halukar ve şartta yüksek mahkeme Anayasayı ihlal suçu işlemektedir...

Geçmişte Yüce Türk Milleti Adına diyerek üstelik Anayasaya aykırılık iddiasında bulunarak Anayasayı ihlal ederek verdiği yanlış kararlardan bir tanesinin daha altına imza atmaya hazırlanmaktadırlar...

Eşi benzeri görülmemiş gariplikler ve tuhaflıkların sergilendiği bir ortamda yaşıyoruz...

Yargı çatısı altında kirli bir savaş yaşanıyor...

İşte tam da burada yargının yargı ile imtihanı devreye giriyor...

Aynı çatı altında bir yandan devletle iç içe girmiş ve et ve tırnak gibi olmuş olan çetelerle mücadele eden yargı mensupları, bir yanda yine yargı bünyesinde onları engellemeye çalışan bir takım mihraklar...

Bir yanda seçilmişlerin oluşturduğu Millet adına karar alan veren Meclis ve Hükümet, bir yanda Yüce Türk Milleti adına diyerek halkın seçtiği vekillerden oluşan Meclisin almış olduğu kararları denetleme yetkisini kendisinde gören atanmışların oluşturduğu bir yargı camiası...

Bir yanda çetelerle mücadele eden yargı mensuplarının mahkeme kararları ile ortaya çıkardığı yargıda ki kirlenmişlik bir yanda kirlenmişlik ortaya saçıldıkça bu kirliliği normal gibi gösteren tavırlar...

Ahbap çavuş ilişkisinin olmaması gereken adalet mekanizmasında temelleri çok derinlere kök salmış bir kast sistemi ve yargı eli ile yargı üzerinde kurulmaya çalışılan bir baskı mekanizması...

Kimse öteki kavramının yeni bir kavram olduğu hususunda kendini kandırmasın...

Bu kavramın varlığı Ben Devletim(!) zihniyetine sahip olanların şahsında uzun süreden beri vardı...

Artık gizlenemeyen ve deşifre olan kökü geçmişe dayalı kirli ilişkilerin açığa çıkması malumu ilam etmektedir...

Yargının yargı ile imtihanı demiştik ya???

Yargıda ki bu kirlenmeye vurgu yapmak için bu ifadeyi kullandık...

Şahit olduğumuz bu çürümüşlüğü ve kokuşmuşluğu kime havale edeceğiz???

Tabi ki yargı mensuplarına...

Zira evin içi kirlenmişse onu temizlemek yine o evde ikamet edenlere düşer...

Yargı camiasına sirayet eden ve adalet isimli bedeni hastalıklı hale getiren bu kokuşmuşluğun üstesinden gelecek olanlar yine yargı mensuplarıdır...

Yanlışlıkların üstüne gidecek, doğru kararların altına imza atacak, adalete vicdanlarında ve vicdanlarda yeniden geniş ve köklü bir yer sağlayacak cesur ve adil hakim ve savcılara şu anda her zamankinden daha fazla ihtiyaç var...

Yıllardır devletin imkanlarını kullanarak devletin bağrında kök salan çeteleşmenin üstüne giden savcılar ve hakimler bu yapının içinden çıktı...

Herşeye rağmen görevlerini yapmaya çalışıyorlar...

Kendi içinde ki kirlenmişliğin üzerine gidecek olanlar da yine bu yapının içinden çıkacaktır....

Yoksa bu anafor herkesi boğar....

Yıllardır içinde dönüp durduğumuz kısır döngü bizi yeniden çepeçevre sarar...

Ve sanırım kimse bunun olmasını istemez...

Suç suçtur...

Suç işleyen sıradan insanlar nasıl mahkeme huzuruna çıkarılıyorsa makam ve mevki sahipleri olanlar da mahkeme huzuruna çıkarılmalıdır...

Basit suç işleyenlerin etki alanları kendi küçük çevreleri ile sınırlıdır...

Ama makam ve mevki sahiplerinin iştirak ettikleri suçlar ülkenin ve devletin dolayısı ile milletin geleceğini etkilemektedir...

Artık yargının yargı ile imtihanı kaçınılmaz hale gelmiştir...

1.06.2010

İsrail, Global Ergenekon ve İkitelli Medyası

Patenti Şamil Tayyar'a ait bir kavram var...
Global Ergenekon...

Bugün ülkemizde yaşanan bir takım hadiseleri ve dış dünyada ülkemizi doğrudan veya dolaylı ilgilendiren bir takım gelişmeleri mercek altına aldığımızda bu kavram anlamlı hale gelebiliyor...

Anlamlı hale getiren ise ülke içinde bir takım güç odaklarının yanı sıra çeşitli kurum ve kuruluşları temsilen bazı eşhasın olayları yorumlama tarzıdır...

Bunun içinde tabi ki Türk Medyasının manşetlerine yön verenleri ile bazı köşeyazarlarının ve yorumcularının durum değerlendirmeleri ve tesbitlerinin objektiflik kriterlerinin dışına çoktan taşmış olan hali de var...

Öyle ki yorumlarına baktığınız zaman sizi küçük dilinizi yutacak kadar şaşkınlığa sevk edebiliyorlar...

Bu durum yeni değil...

Uzun bir geçmişi var...

ABD'nin içinde bulunduğumuz coğrafyaya 11 Eylül 2001 sonrası askeri müdahalesi embetted gazeteciliği de beraberinde getirmiş ve bu kavram ülkemizde ki bir takım gazeteler ve gazetecileri de bünyesine almıştı...

Embetted gazetecilik uzun bir geçmişe sahip olan bu tarzla ilgili olarak sadece malumu ilam olmuştur...

Bu tarz gazetecilik besleme tabir edilen bir türü literatüre sokmuştu zaten...

Besleyene teşne olmak bir müddet sonra mevcut hali kanıksanır hale getirerek bu tarzı sıradanlaştırır ve bu kimlik üzerinde kalıcı olur...

Artık gazeteci mesleğini bir gazeteci olarak değil hizmet verdiği, beslendiği mihrakın gönüllüsü olarak yapmaya başlar...

Bu tür yapılanmalara hizmet verenler sıradan lalettayn kriterlerle tespit edilmezler...

Mutlaka kişiliğin yanı sıra düşünce ve ideoloji olarak da yakınlığın göz önünde bulundurulduğu değerlendirmelerin de esas alındığı kriterlere göre yapılır...

Bu tarza sahip olan gazetecilerin en önemli özelliği iktidarları istedikleri herşeyi yaptırabilecekleri bir hizmetkar olarak görmeleri veya kendi hizmet alanlarına müdahale bulunan bir rakip olarak görmeleri ve ona göre tavır sergilemeleridir...

Meslek itibarıyla gazetecilik ülke içinde yaşanan hiç bir şeyden hali değildir...

Haber niteliği taşıyan her şey ilgi alanındadır...

Dolayısıyla ülke gündemi doğrudan gazetelerin bilgi aktarımına açıktır...

Ama gelin görün ki kontrolü gazetecilik değerlerinin dışına taşıran şahsiyetler gözlemci statüsünün dışında gözlemeci gibi davranmaya başlar...

Artık bir siyasetçiden daha fazla siyasetçidir.

İş adamlığına soyunmuştur...

İş takipçiliği onun için sıradanlaşmıştır...

Adli olayları takip ediyorsa bir polis gibi veya savcı gibi davranmakta bir beis görmez...

Yani sözün kısası artık kendisini kaptırdığı için o ruh hali hayatının ayrılmaz bir parçası olur...

İşte bu ruh hali bugün dünyanın her yerinde tepki oluşturan, insanın insanlıktan çıkarıldığı Gazze'ye insani yardım götüren ve içinden çok uluslu insanlığı insanlara hatırlatan Türkiye Cumhuriyeti bandıralı gemiye ve kendisine refakat eden diğer gemilere gece yarısı baskını düzenleyerek masum sivillerin kanını döken İsrail'i haklı göstermeye çalışıyor...

Bunu Fanatik müslüman değilim diyerek ağıt yakarak yapıyor...

İsrail'in hassasiyetlerine saygı göstermeliyiz diyerek, PKK Hamas benzetmesi yaparak, yardım götürenlere yaptığı benzetmeyle bir grup serseri muamelesi yaparak yapıyor...

Kendisinin doğrudan söyleyemediğini programına çağırdığı İsrail muhibbi mütekait generallere söyleterek, kendi ülkesinin meşru hükümetine aba altından sopa gösterterek yapıyor...

Meydanı boş buldukları için değil meydanda at oynatacak yerleri çok olduğu için tv programlarında bol bol boy göstererek Gazze'ye insanlık taşıyanları politik eylemci olarak tanımlayarak ve organize eden vakfı kendi zihniyetine göre aşağılamak için İsrail ağzıyla Hamas Ve Hizbullah'a benzeterek yapıyor...

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi görüşleri alınmak için ekranlara davet olunanlara yine İsrail ağzıyla saldırıyı meşrulaştıran ve yardım filosunun organizatörlerini terörist gibi gösteren asker emeklisi, şimdinin akademisyeni insanlara ancak İsrail ordu sözcüsünün söyleyebileceği sözleri söyleterek yapıyor...

İsrail haydut devletmiş...

İsrail bu konuda rüştünü ispat edeli çok oldu...

Siz dönün de bu yapıyı cansiperane savunanlara bakın...

Masumiyet karinesine bazı devletlerin vicdanında yer yok bu belli...

Ama vicdanlarının üstüne satılık tabelası asanlara ne demeli???

Ergenekon davasını cansiperane savunanlarla İsrail'in masum kanı döken saldırısını haklı göstermeye çalışanların aynı adreste buluştukları bir yerdeyiz...

Ergenekon kelimesinin başına global vasfını eklemek çok mu???